Hiç anlamadım gecenin tam da
güneşe hadi eyvallah deyip yavaş yavaş kaybolduğu zamanlarda ve rutin hayatın
bir parçası olmam için beni uyandıran 06:45 alarmıma ramak kala neden bazı
şeylerin özellikle beynime girip çıkmak bilmediğini. Aslında sus pus olmuş bir
protesto modundayım ne zamandır ve daracık bir sokakta omuzlarım duvarlara
sürte sürte ilerliyorum işte. Tuttuğum kalemi sol elimin ortasına saplamaktan kaç
kere döndüğümü çoktan unuttum. Aslında benim de bilemediğim sebepler var ve
başkalarına anlatmaya çalışmanın ne kadar fayda etmez bir şey olduğunu bardaklara
doldurup doldurup içtim. “Zaman” la aramız açıldığından beri yelkovanı söktüm
yerinden ve yolculuklar beğenmeye başladım en güzel kartpostallardan. Hani güzel
bir kalemin dediği gibi “ içimdeki
haritadan nasıl bir yolculuk olduğunu seçiyorum önce, en kutup yerlerinden daha
sıcak yaşamlar bulmak için, kendimi götürüp beni sana bırakmak için, sırf başka
yaşamlarla uğraşarak, onların karmaşık yaşamlarının otelinde kalarak sadece bir
unutuşu ertelemek için. O kadar uzağa gitmeliyim ki bir dönüşü önemseyecek hiçbir
sebebim kalmasın…”
15 Mart 2012 Perşembe
11 Mart 2012 Pazar
no answer..
there is no answer for the insidious lies of this life
and the passing days like a flowing star in the sky
will leave a dark road you have to run through...
you might have a desire to look back to see what you get through...
9 Mart 2012 Cuma
90+3..
09.03.2012
İzmir
19 Şubat 2012 Pazar
12 Şubat 2012 Pazar
6 Şubat 2012 Pazartesi
zaman gösterecek...
Uzun uzun yazamıyorum artık ve eskisi kadar esnek değil kelimeleri üreten gri hücrelerim. Şu dört beş cümle için iki koca bardak Jack içmeme ne demeli onuda bilmiyorum. Aa bir cümlem var sanırım! "Hiç alıkoyulamayacak
bir kaleymişim gibi hissederken kendimi, zemini yalayan yüzümün düşmelere aşikâr
olacağını bilemezdim". Çok güzel öğrettin...
29 Ocak 2012 Pazar
hayat...
sene 2001, Denizli'de küçük bir oda tiyatrosundayım, toplasan 30 kişi var, yok... sahnede Mor ve Ötesi...
yeni albümlerini tanıtıyorlar...ve o güzel albümün en güzel parçası; hayat...
25 Ocak 2012 Çarşamba
Savaş Baltalarını Gömelim...
Yıllarca çığırtkanlık yaparak karşıladık ülkemize karşı yapılmış ve bizim pek de sevmediğimiz konuları. Fransa senatosunun onayladığı (ki onaylanacağı çok aşikardı) Ermeni Soykırımını yok sayanlara cezai yaptırım uygulanmasına yönelik yasa Sarkozy açısından tam bir zafer oldu. Hem Ermeni kesimin oyunu güvence altına alırken hem de Türkiye karşıtı sağ görüşlü (biz buna kısaca Türkiye’yi AB de görmek istemeyenler diyebiliriz) kitleninde sempatisini kazanmış oldu. Peki Türk halkı olarak biz ne yapmalıyız konusuna gelirsek; İlk önce halkımız savaş baltalarını gömerek işe başlayabilir. Yıllarca en tepedeki kişlerden yerel yönetimlerdeki en küçük yapılara kadar herkesin ağızlarını açıp gözlerini yumduklarını görmeye alışmıştık. Havada 50 tane tehtitkar cümle uçuşur, iptal edilmeyen ihale kalmaz, boykotlanmamış ürün kalmaz, siyah çelenk bırakılmamış konsolosluk ya da elçilik bırakılmazdı. Sanırım yıllar bizi yavaş yavaş akıllandırıyor. İlk defa sessizlik hakim ve bence bu durum yasa onaylanır onaylanmaz RTE’ın konuşmasına kitlenen Fransız siyasetçilerini oldukça rahatsız etti. O alıştıkları çığırkanlığımızı görmeyince içten bir telaş olmadı desek yalan olur. Devir ekonomi devri ve akıllı bir dış politikayla sözlerin, bağrışmaların yerini anlamlı adımlar atıp alışılagelmiş Türkiye çizgisinde olmadığımızı şu süreçte özellikle Avrupa’ya anlatabilmemiz lazım. Zaten 60 yıldır devam eden Avrupa serüvenimizin bir türlü sona ulaşamamasının tek sebebi kendimizi bir türlü anlatamamamız ve siz bize böyle yaparsanız bizde çantamızı alıp masadan kalkıp gideriz yaklaşımıydı. Unutulmaması gereken en önemli şey “koşullar” ortaya koyulacak reaksiyonların en önemli etken maddesidir. Lozan da masadan kaltığımızdaki koşullarla günümüz dünyasındaki koşulları aynı kefede değerlendirmeyen zihniyetler ve yönetimler Türkiye’ye birşeyler kazandıracaktır. Bu aşamada her bir bireye önemli görevler düşmektedir. Facebook’ta, Twitter’da Fransızlar şöyle yalancı, bunlar kendi geçmişlerine baksınlar vb. paylaşımları bir kenera bırakıp daha fazla okuyup, bunları etrafımızdaki konuya hakim olmayan kişilere aktarma zamanı...
16 Ocak 2012 Pazartesi
yerin adı: "bırak"
Çocukluğumda sessiz bir yolcusu
olduğumu anladığım zaman bu dünyanın, bir klavyenin arızalı seslerinden olmaya
karar vermiştim. Kimseyi ortadan ikiye ayırıp acıtmadan yürüyüp geçerim
diyordum yanı başlarından. Öyle sessiz oluyordum ki gölgem kendi sessizliğini
benim yanımda fırtına sanıyordu. Hamurum ne kadar ince açıldıysa artık içimi
dışımı görmek çok kolaydı. Delip geçmekte… Ve bir çocuk sessiz bir yolcu
olduğunu anlamışsa bu hayatta, yüzündeki tebessüm onu hemen ele vermeli bence.
Sessiz ve güzel bir yolcu..kimsenin kalbini kırmadan…
15 Ocak 2012 Pazar
C.U.T.E. / Shoulders
bir parçanın ismi "shoulders" olduğunda kendisini ancak bu kadar güzel dillendirebilirdi :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










