15 Mart 2012 Perşembe

an itibariyle II..


Hiç anlamadım gecenin tam da güneşe hadi eyvallah deyip yavaş yavaş kaybolduğu zamanlarda ve rutin hayatın bir parçası olmam için beni uyandıran 06:45 alarmıma ramak kala neden bazı şeylerin özellikle beynime girip çıkmak bilmediğini. Aslında sus pus olmuş bir protesto modundayım ne zamandır ve daracık bir sokakta omuzlarım duvarlara sürte sürte ilerliyorum işte. Tuttuğum kalemi sol elimin ortasına saplamaktan kaç kere döndüğümü çoktan unuttum. Aslında benim de bilemediğim sebepler var ve başkalarına anlatmaya çalışmanın ne kadar fayda etmez bir şey olduğunu bardaklara doldurup doldurup içtim. “Zaman” la aramız açıldığından beri yelkovanı söktüm yerinden ve yolculuklar beğenmeye başladım en güzel kartpostallardan. Hani güzel bir kalemin dediği gibi “ içimdeki haritadan nasıl bir yolculuk olduğunu seçiyorum önce, en kutup yerlerinden daha sıcak yaşamlar bulmak için, kendimi götürüp beni sana bırakmak için, sırf başka yaşamlarla uğraşarak, onların karmaşık yaşamlarının otelinde kalarak sadece bir unutuşu ertelemek için. O kadar uzağa gitmeliyim ki bir dönüşü önemseyecek hiçbir sebebim kalmasın…”

11 Mart 2012 Pazar

no answer..


there is no answer for the insidious lies of this life
and the passing days like a flowing star in the sky
will leave a dark road you have to run through...
you might have a desire to look back to see what you get through...

9 Mart 2012 Cuma

90+3..

Vefasızlıktan derinlemesine bir ara pas alan sahtelik kadar yetenekli arkadaşlar var aramızda. Son dakikada yediğimiz gollerden belli...

                                                                                                                      09.03.2012
                                                                                                                         İzmir

6 Şubat 2012 Pazartesi

zaman gösterecek...



Uzun uzun yazamıyorum artık ve eskisi kadar esnek değil kelimeleri üreten gri hücrelerim. Şu dört beş cümle için iki koca bardak Jack içmeme ne demeli onuda bilmiyorum. Aa bir cümlem var sanırım! "Hiç alıkoyulamayacak bir kaleymişim gibi hissederken kendimi, zemini yalayan yüzümün düşmelere aşikâr olacağını bilemezdim". Çok güzel öğrettin...

29 Ocak 2012 Pazar

hayat...


sene 2001, Denizli'de küçük bir oda tiyatrosundayım, toplasan 30 kişi var, yok... sahnede Mor ve Ötesi...
yeni albümlerini tanıtıyorlar...ve o güzel albümün en güzel parçası; hayat...

25 Ocak 2012 Çarşamba

Savaş Baltalarını Gömelim...

Yıllarca çığırtkanlık yaparak karşıladık ülkemize karşı yapılmış ve bizim pek de sevmediğimiz konuları. Fransa senatosunun onayladığı (ki onaylanacağı çok aşikardı) Ermeni Soykırımını yok sayanlara cezai yaptırım uygulanmasına yönelik yasa Sarkozy açısından tam bir zafer oldu. Hem Ermeni kesimin oyunu güvence altına alırken hem de Türkiye karşıtı sağ görüşlü (biz buna kısaca Türkiye’yi AB de görmek istemeyenler diyebiliriz) kitleninde sempatisini kazanmış oldu. Peki Türk halkı olarak biz ne yapmalıyız konusuna gelirsek; İlk önce halkımız savaş baltalarını gömerek işe başlayabilir. Yıllarca en tepedeki kişlerden yerel yönetimlerdeki en küçük yapılara kadar herkesin ağızlarını açıp gözlerini yumduklarını görmeye alışmıştık. Havada 50 tane tehtitkar cümle uçuşur, iptal edilmeyen ihale kalmaz, boykotlanmamış ürün kalmaz, siyah çelenk bırakılmamış konsolosluk ya da elçilik bırakılmazdı. Sanırım yıllar bizi yavaş yavaş akıllandırıyor. İlk defa sessizlik hakim ve bence bu durum yasa onaylanır onaylanmaz RTE’ın konuşmasına kitlenen Fransız siyasetçilerini oldukça rahatsız etti. O alıştıkları çığırkanlığımızı görmeyince içten bir telaş olmadı desek yalan olur. Devir ekonomi devri ve akıllı bir dış politikayla sözlerin, bağrışmaların yerini anlamlı adımlar atıp alışılagelmiş Türkiye çizgisinde olmadığımızı şu süreçte özellikle Avrupa’ya anlatabilmemiz lazım. Zaten 60 yıldır devam eden Avrupa serüvenimizin bir türlü sona ulaşamamasının  tek sebebi kendimizi bir türlü anlatamamamız ve siz bize böyle yaparsanız bizde çantamızı alıp masadan kalkıp gideriz yaklaşımıydı. Unutulmaması gereken en önemli şey “koşullar” ortaya koyulacak reaksiyonların en önemli etken maddesidir. Lozan da masadan kaltığımızdaki koşullarla günümüz dünyasındaki koşulları aynı kefede değerlendirmeyen zihniyetler ve yönetimler Türkiye’ye birşeyler kazandıracaktır. Bu aşamada her bir bireye önemli görevler düşmektedir. Facebook’ta, Twitter’da Fransızlar şöyle yalancı, bunlar kendi geçmişlerine baksınlar vb. paylaşımları bir kenera bırakıp daha fazla okuyup, bunları etrafımızdaki konuya hakim olmayan kişilere aktarma zamanı...

16 Ocak 2012 Pazartesi

yerin adı: "bırak"


Çocukluğumda sessiz bir yolcusu olduğumu anladığım zaman bu dünyanın, bir klavyenin arızalı seslerinden olmaya karar vermiştim. Kimseyi ortadan ikiye ayırıp acıtmadan yürüyüp geçerim diyordum yanı başlarından. Öyle sessiz oluyordum ki gölgem kendi sessizliğini benim yanımda fırtına sanıyordu. Hamurum ne kadar ince açıldıysa artık içimi dışımı görmek çok kolaydı. Delip geçmekte… Ve bir çocuk sessiz bir yolcu olduğunu anlamışsa bu hayatta, yüzündeki tebessüm onu hemen ele vermeli bence. Sessiz ve güzel bir yolcu..kimsenin kalbini kırmadan…

15 Ocak 2012 Pazar

C.U.T.E. / Shoulders


bir parçanın ismi "shoulders" olduğunda kendisini ancak bu kadar güzel dillendirebilirdi :)