Babama..
18 Haziran 2012 Pazartesi
Oldu mu şimdi bu?
21 Mayıs 2012 Pazartesi
Kriminal Raporum: 15.05.2012 - Saat 03:15

Kırık bir duvar saati var karsıdaki sokak lambasının altında. 4. katın parcalanmıs penceresinden yer cekimine inat kollarını açıp sokaga atlayanın sadece yerdeki ceset olmadigi cok açık. Evin kapısını hafiften aralık olarak buldum ve zorlama yoktu! Kapılar içerden açılıyorsa korkacaksın arkadaş..Hem açacaksın o kapıyı hem de korkacaksın. Korkacaksın çünkü meşru kılıyorsun girişleri dışardan zorlama olmadığı için, açacaksın çünkü hep beklenenler için açılır kapılar. Nereden girdik şimdi bu felsefik aforizmalara gece gece bunu da anlamadım şimdi. İki saat öncesine kadar dostlarla kafaları bulup gereksiz sanat çalışmaları yapıp sosyal medyada paylaşırken şimdi dünyanın yükünü çeken zemine suratını gömmüş bir adamın yanıbaşında, elimde ateşten sonraki en büyük buluş diye düşündüğüm alka seltzer’li su bardağımı tutup olaya odaklanmaya çalışırıyorum. Yolun ortasında yatan bir adam ve kulağımda Pain of Salvation’dan “Road Salt”, garip bir tesadüf... Sadece gözlerimle tıpki filmlerdeki gibi yaşanılanların kronolojisini çıkartıp flash back baloncuklarını patlatıyorum zihnimde. Anlayabiliyorum bir hayatı yaşanmışları ve yaşanacaklarıyla birlikte sonlandırmak isteyen insanın ruh halini. O ruh haline girmiş insanın, irmeğin içinden geçirdiği sadece kafasının olmadığını, ve anlayabiliyorum kendince yaptığı doğruların farkedilmeyişi sonucunda bunu yaptığını! ve ne büyük bir güçtür bu diye çok gece düşünmüşümdür. Güçtür! çünkü çok az insan “farkında olunmayışın” masasında hesabı tek başına öder. Kimiside fark yaratan birisi olmasada hesabı başkasına ödetmeyi çok iyi bilir. Asfaltla öpüşmesini uzun süredir devam ettiren yerdeki cesetin cebinden çok hesap ödendiğini anlamak için adamın biyografisini okumaya gerek yok. Tekrar evine çıksam iyi olacak! İlk farkettiğim şey ince “mi” si kopmuş bir akustik gitar. Çok fazla Glen Hansard çalmış olmanın kaçınılmaz sonu sol parmak uçlarındaki, ki bana göre müziğin insanoğlu üzerinde bıraktığı en güzel yaralardır, nasırlaşmış tel izleri ve nihayetinde kopmuş bir “mi” telidir. Bundan iki yıl önce “once” ı izlediğimde de ruh halimin çok sağlıklı olduğunu söylemem. Az buçuk bu patikayı ben de bilirim, biraz zordur. Zor olduğu için arkadaşlarımın olay yeri raporlarında adım “biraya ekmek bandıran adam” olarak çıkmıştı.
devamı gelecek...
1 Mayıs 2012 Salı
Zamansız...
01.05.2012 İzmir
14 Nisan 2012 Cumartesi
15 Mart 2012 Perşembe
an itibariyle II..
Hiç anlamadım gecenin tam da
güneşe hadi eyvallah deyip yavaş yavaş kaybolduğu zamanlarda ve rutin hayatın
bir parçası olmam için beni uyandıran 06:45 alarmıma ramak kala neden bazı
şeylerin özellikle beynime girip çıkmak bilmediğini. Aslında sus pus olmuş bir
protesto modundayım ne zamandır ve daracık bir sokakta omuzlarım duvarlara
sürte sürte ilerliyorum işte. Tuttuğum kalemi sol elimin ortasına saplamaktan kaç
kere döndüğümü çoktan unuttum. Aslında benim de bilemediğim sebepler var ve
başkalarına anlatmaya çalışmanın ne kadar fayda etmez bir şey olduğunu bardaklara
doldurup doldurup içtim. “Zaman” la aramız açıldığından beri yelkovanı söktüm
yerinden ve yolculuklar beğenmeye başladım en güzel kartpostallardan. Hani güzel
bir kalemin dediği gibi “ içimdeki
haritadan nasıl bir yolculuk olduğunu seçiyorum önce, en kutup yerlerinden daha
sıcak yaşamlar bulmak için, kendimi götürüp beni sana bırakmak için, sırf başka
yaşamlarla uğraşarak, onların karmaşık yaşamlarının otelinde kalarak sadece bir
unutuşu ertelemek için. O kadar uzağa gitmeliyim ki bir dönüşü önemseyecek hiçbir
sebebim kalmasın…”
11 Mart 2012 Pazar
no answer..
there is no answer for the insidious lies of this life
and the passing days like a flowing star in the sky
will leave a dark road you have to run through...
you might have a desire to look back to see what you get through...
9 Mart 2012 Cuma
90+3..
09.03.2012
İzmir
19 Şubat 2012 Pazar
12 Şubat 2012 Pazar
6 Şubat 2012 Pazartesi
zaman gösterecek...
Uzun uzun yazamıyorum artık ve eskisi kadar esnek değil kelimeleri üreten gri hücrelerim. Şu dört beş cümle için iki koca bardak Jack içmeme ne demeli onuda bilmiyorum. Aa bir cümlem var sanırım! "Hiç alıkoyulamayacak
bir kaleymişim gibi hissederken kendimi, zemini yalayan yüzümün düşmelere aşikâr
olacağını bilemezdim". Çok güzel öğrettin...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












